YAVUZ AĞIRALİOĞLU: TİTANİK GEMİNİZ ‘FON BUZDAĞI’NA ÇARPTI! « demokrat izmir

23 Ekim 2026 - 10:27

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: TİTANİK GEMİNİZ ‘FON BUZDAĞI’NA ÇARPTI!

Metropol Hastanesi Reklamı
YAVUZ AĞIRALİOĞLU: TİTANİK GEMİNİZ ‘FON BUZDAĞI’NA ÇARPTI!
Son Güncelleme :

23 Ekim 2026 - 8:56

Metropol Hastanesi Reklamı

Onlar gidenler. Gemi batarken gidenler, bir de çalgı çalıp oynayanlar var; onlar trollerle siyaseten memleketin sorunlarından kopanlar. Altta batanlar da milletiniz. Buzdağına çarptınız, bir Titanik gemisi gibiydiniz. Kendinize öyle söylüyordunuz: ‘Bu gemi batmaz.’ Bu batmaz dediğiniz gemi bir fon buzdağına çarptı, şimdi su alıyor gemi! Bu geminin su aldığı yerlerde kabahat sizin, kontrol sizin, denetim sizin, hepsi sizin yetkinizdeydi… Devleti kurtarsın diye getirdiğinizin uyarı ciddiye alınmıyor, milleti kurtarsın diye getirdiğiniz yardımcınız da milleti soyuyor! Bu ikisi yetmiyor mu bize? Sayın Cumhurbaşkanım, sadece bu ikisi yetmiyor mu size? İstifa mekanizmalarını, hesap verme mekanizmalarını, milletten özür mekanizmasını, bütün bunları sağlıklı çalıştırmak için bu sistemi sorgulamak için bu ikisi yeter. Başka bir şeye gerek yok, bu rezalet yeter bize!” dedi.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi. Genel Başkan Ağıralioğlu, özetle şunları söyledi:
BİR PARTİNİN KENDİNİ BU KADAR BÜYÜK ÇAPLI DOLANDIRICILIKTAN KURTARMAYA HEVES ETMESİ NORMALDİR AMA!..

“Fon rezaletinde yaşanan süreci sadece mağdur olanlar lehine değil, sistem lehine de takip ediyoruz. Süreci sadece sistemin lehine, aleyhine çalışan, çalışamayan, çalışmadığı için mağduriyete sebep olan taraflarıyla değil, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nin muhasebesi açısından da takip ediyoruz. Yani mevzuyu magazinleştirmiyoruz. Mevzu üzerindeki hassasiyetimizin bir ucu devlet ciddiyetinde, bir ucu şeffaf siyasette, bir ucu çalışabilir sistemde, bir ucu AK Parti’nin 25 yıllık iktidarının muhasebesinde… Dolayısıyla hepsini bir arada yapabilme imkânını bize verebilen bir sorunla karşı karşıyayız. Hükûmet cihetinden bu mesele sanki kendilerinden önce olmuş da kucaklarında bulduğu bu sorunu çözmeye çalışıyorlarmış gibi takdim ediliyor. Bir iletişimin planlaması var anladığım kadarıyla. Normaldir bir partinin kendini bu kadar büyük çaplı dolandırıcılıktan kurtarmaya heves etmesi… Yani ‘Biz dolandırdık, biz yaptık, bizim yüzümüzden oldu’ demeyeceklerine göre ‘Üzerine gideceğiz, hesap soracağız, bakacağız, halledeceğiz, mağduriyeti ortadan kaldıracağız’ diyorlar. Hem meseleyi ehvenleştiren hem sorumluluklarını da gizleyen bir siyasal iletişim planlaması yapıyorlar. Bunu yaparken de merkezine Cumhurbaşkanımızı koyuyorlar. Cumhurbaşkanı, milleti için ne gerekiyorsa yapacak sorumluluk makamı gibi duruyor. Milleti için sonuna kadar her şeyin hesabını soracak; kime dokunursa dokunsun, kime giderse gitsin sonuna kadar gidecek, böyle bir şeye asla müsaade etmeyecek taraf gibi bir yerde konumlanıp oradan konuşturuluyor.

ATAYAN SİZ; VAZİFESİNİ YAPMAYANLARI ÖDÜLLENDİREN DE SİZ!

Kendinizi bir rezaletten kurtarmak için bu kadar zahmet çekmektense memlekette size verilen yetkilerin hakkını verseydiniz böyle bir rezaletle karşılaşmayacaktınız. Bunun adı ‘fon meselesi’ değildir, bunun adı fon rezaletidir! Bu fon rezaletinin rezalet olmasına sebep olan şey; atayanların siz olmanız, atadıklarınızın vazifelerini yapmıyor olması, suistimal edenleri sizin atamış olmanız, suistimal edenleri devamlı ödüllendiriyor olmanız, çözsünler sorunu diye yetkilendirdiklerinizin uyarılarını dikkate almamanızdır.

Türk tipi yönetim sistemi diye sunduğunuz Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi için Cumhurbaşkanı da kendisini özne yaparak ‘Bana güvenin. Son kez sizden bu yetkiyi istiyorum. Her şeyi yapma yetkisini bana verdiğinizde sizin çözülmemiş hiçbir sorununuzu bırakmayacağım’ dedi. Dediniz mi? Dediniz. Şimdi bu arada, bu yönetmeye heves ettiğiniz iletişimin şu tarafını konuşamayız biz: ‘Cumhurbaşkanlığının bilgisi dâhilinde soyuldu millet.’ Böyle bir şey diyemeyeceğimize göre… Yani Cumhurbaşkanımız her şeyi yapma yetkisini kendi uhdesinde topladığı, Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde ‘Her şeyin sorumlusu benim’ dediği bu yetkinin finalinde böyle bir mağduriyet yaşarken ‘Cumhurbaşkanımızın bilgisi dâhilinde soyulduk’ diyemeyeceğimize göre… Buna böyle cümle kurma imkânımız devlet terbiyemiz açısından da, siyasi üslubumuz açısından da bize yakışmadığı hâlde, bize bunu böyle dedirtemezler.

MEMLEKETTE SOYULMAMIZIN ÖNÜNE GEÇECEK MAKAM YOK MU?

Neyi diyebiliriz? Ehvenini söylüyorum: ‘Cumhurbaşkanının haberi yok.’ Şimdi bunu yöneteceğiz. Cumhurbaşkanımızın haberi yok, şimdi haberi oldu, gereğini yapacak! Nasıl bir sistem ki Cumhurbaşkanının haberi olmadan çalışmıyor? Bunlara niye sistem deniyor mesela? Cumhurbaşkanı gereğini yapmadan gereğini yapacak bir tane kurum yok mu mesela? Cumhurbaşkanımız gereğini yapmadan memlekette bizim soyulmamızın önüne geçecek bir tane makam yok mu? Yahut Cumhurbaşkanımız şimdi inisiyatifi ele aldı, Cumhurbaşkanımızın inisiyatifi olmazsa biz ne kadar daha soyulacağız mesela? Bu paylaşılan iletişim stratejisinin bütün çeperlerine saldırıyorum! Milletimiz görsün diye saldırıyorum, bu çeperleri kırıyorum. Sebebi şu: Atadığınız adamı siz atadınız, atadığınız adam vazifesini yapmamış, hesap soracaksınız! Sensörleri kapatmış atadığınız adamlar, suistimal etmiş atadığınız adamlar! Sizin atadığınız adamlar, borsaya girmesi mümkün olmayan şirketleri borsaya dâhil etmişler; görevlerini kötüye kullanmışlar, yetkilerini kötüye kullanmışlar. Dolayısıyla suçlular, hesap verecekler! Bazıları razı olmamış, onları görevden almışsınız. Kim görevden alınmalarına zemin hazırlamışsa onlara da hesap soracaksınız. Görevden alınanların yerine başkalarını atamışsınız, o atadıklarınız da başka suistimallere sebep olmuş, onlara da bakacaksınız. Mekanizma o kadar kirlenerek devam ediyor ki bunu sistem olarak sorgulamazsak biz buradan sağ çıkamayız.

BU GEMİNİN SU ALDIĞI YERLERDE KABAHAT SİZİN!

AK Parti 25. yılını kutluyor. AK Parti, batmaz denilen bir Titanik gemisi üstünlüğünde! ‘AK Parti batmaz!’ Cumhurbaşkanı’nın her konuşmasında, dünkü konuşmasında bile var: ‘Evelallah AK Parti büyük hizmet iddiasıyla yola gidiyor, batmaz bir Titanik gemisi…’; 467 bin kişinin olduğu bir fon mazlumluğunun buzdağına çarptınız! Titanik geminiz fon buzdağına çarptı, batıyorsunuz! Gemiyi ilk terk edenler üst kattaki kamaralarda imkân bulanlar, filikaları alıp gidenler… Onlar gidenler. Gemi batarken gidenler, bir de çalgı çalıp oynayanlar var; onlar trollerle siyaseten memleketin sorunlarından kopanlar. Altta batanlar da milletiniz. Buzdağına çarptınız, bir Titanik gemisi gibiydiniz. Kendinize öyle söylüyordunuz: ‘Bu gemi batmaz.’ Bu batmaz dediğiniz gemi bir fon buzdağına çarptı, şimdi su alıyor gemi! Bu geminin su aldığı yerlerde kabahat sizin, kontrol sizin, denetim sizin, hepsi sizin yetkinizdeydi.

BU SİSTEMİ SORGULAMAK İÇİN BU REZALET YETER BİZE!

Mesela biz kimi kime şikâyet edeceğiz? Yani atayanı, atananı, görevini yapmayanı ve bunların hepsi bir partili cumhurbaşkanlığı sistemi içerisinde… Şimdi biz Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı olarak icranın, hükûmetin başındaki Recep Tayyip Erdoğan’ı Cumhurbaşkanına mı şikâyet edeceğiz? Bu milleti şimdi kime sığınması için müjdeli haberlerle buluşturacağız? Yani biz memleket olarak neye tutunalım, kime tutunalım? Hazine ve Maliye Bakanı’nı siz atamışsınız. Sizin milleti kurtarsın diye getirdiğiniz bakanınız sizi uyarıyor, çalışmıyor. Neticede bunu Bakanlar Kurulu’nda konuşmuş olmanız lazım, yani fonları… Yardımcınız çünkü. Partinizi yönetsin diye seçtiğiniz yardımcınız da bakanınızın uyardığı şeyin bizzat hissesine kâr geçireni. Yani bu ikisi bir şey ifade etmiyor mu bize? Etmesin mi? Yani devleti kurtarsın diye getirdiğinizin uyarı ciddiye alınmıyor, milleti kurtarsın diye getirdiğiniz yardımcınız da buradan milleti soyuyor! Bu ikisi yetmiyor mu bize? Sayın Cumhurbaşkanım, sadece bu ikisi yetmiyor mu size? İstifa mekanizmalarını, hesap verme mekanizmalarını, milletten özür mekanizmasını, bütün bunları sağlıklı çalıştırmak için, bu sistemi sorgulamak için bu ikisi yeter. Başka bir şeye gerek yok, bu rezalet yeter bize!

İLK İSMİ ÇIKAN KİŞİNİN KARDEŞİNİ BÜYÜKELÇİ OLARAK ATIYORSUNUZ

Mesela eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız, Aile Yılı’nda 467 bin ailenin dolandırıldığı bir işte ilk isim olarak çıktı. Kardeşini büyükelçi olarak atıyorsunuz; biraz nezaketli olur musunuz ya? Milletinize biraz saygılı olur musunuz? Hiç değilse yani birazcık göze parmak işi yapmasanız da deseniz ki: ‘İsimler tartışılıyor, bu kamuoyunda lale sülale dönemi gibi bir şeye alamet olur. Bir de böyle bize yakışmaz’ falan der misiniz lütfen yani? Kardeşini büyükelçi yaptınız, öbürlerinden de bulun akraba eş dost, onları da atayın. Yani bu dolandırıcılığa ismi karışmışların bir sürü akrabası vardır evelallah, bizde de bir dünya büyükelçilik makamı boşaltılabilir, hepsini büyükelçi yapın! Birazcık milletinize saygı, birazcık siyaseten durduğunuz yere, birazcık konuştuğunuz, konuşurken vaaz etmiş olduğunuz ilkelere hürmet istirham ediyoruz.

BU KADAR ÇOK HEDEF TUTTURAMAMIŞ OLMANIZDAN MAHCUBİYET DUYMUYOR MUSUNUZ?

Milletiniz dertli, milletiniz garip, milletiniz fakir. Bunu gelecek yıl bütçesine koyduğunuz rakamlardan anlıyoruz. Yani bu sene bütçeye koyduğunuz sosyal yardımlaşma desteği yüzde 56 artacakmış. Harcamalarınıza bakıyoruz; enflasyon hedefiniz Orta Vadeli Program’da yüzde 21, harcamalarınız 42. Yüzde 42 harcama koyuyorsunuz bütçeye. Giderleriniz öyle artıyor ama enflasyon 21… İnanırsak yani… Ya kendiniz inanmıyorsunuz! Zaten Orta Vadeli Program’ın açıklanmasının bir önemi kalmadı; bu, beşinci hedef tutturamadığınız Orta Vadeli Program. Bu kadar çok hedef tutturamamış olmanızdan mahcubiyet duymuyor musunuz?

SEÇİM EKONOMİSİ UYGULAYACAKSINIZ, GÖRÜNÜYOR…

Yani yazarken ortaya koyduğunuz rakamlara bakınca iki şey görünüyor… Sosyal yardımlaşmaya bu kadar para koyduğunuza göre seçim ekonomisi uygulayacaksınız, görünüyor. Bu o demektir. ‘Orta Vadeli Program’ı tutturma, enflasyon hedefini tutturma, bütçe hedeflerini tutturma’ diye bir derdiniz yok aslında sizin. Memleket, önümüzdeki dönem bu bütçenizde tutturamadığınız, vaat edip hedef diye ulaşamadığınız, milletinize hedef diye koyup zenginlik vaadi diye milleti 25 yıl oyalayıp milletle buluşturamadığınız ne varsa hepsinin muhasebesiyle seçim sathına girmiştir! Seçim artık partilerin gündemi değil, milletin gündemidir. Milletiniz sizden dertlidir. Milletiniz uzun zamandır sorun çözememe, sorunları memleketin sorunu olmaktan çıkarabilmeyi becerememe vasıfsızlığınızı görüyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönem bir değişim sinyalleri görülüyor. Değişimin de bir parti rekabetinden fazlaca memleketin güçlü yarınlarını organize edebilecek bir akla dair olduğu görülüyor. Yani millet parti kavgası istemiyor; millet tüzel kişilikler etrafında bilek güreşi istemiyor; millet zenginlik istiyor, millet bolluk bereket istiyor, öngörülebilir bir vatan istiyor.

Biz her gün bir operasyona uyanıyorsak bu operasyona konu olan şey uyuşturucu, kaçakçılık, kayıt dışı ekonomi, kara para aklama, esrar kullanımı… Ne diyorsanız bunların hepsi devri iktidarınızın 25 yıllık dönemindeki denetimsizlikten, kontrolsüzlükten, eğitimsizlikten, plansızlıktan olan suçlar değil mi? Dolayısıyla bu sizin kendi geçmişinize operasyon değil mi? Bu cihetten bakarsanız bu operasyonlar, iktidara yeni gelmiş gibi davranıyor olsanız da sizin kendi geçmişinize operasyon! Memleketin iyi yönetilmediğinin en büyük alameti operasyon sayısında yüzde yüz katına varan artıştır. Yapılmalı mıdır? Yapılmalıdır. Sonuna kadar gidilmelidir. Kim hak yemişse, kim memleketin bir delikli kuruşuna tamah etmişse ondan hesap sorulmalıdır.”

Metropol Hastanesi Reklamı

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.